Dr. Cevdet Akçay dediğini yaparsa ne olur?
3 yıldır uyguladığı programın vaat ettiği 2026’da tek haneli enflasyon hedefini başaramayınca hesap vermektense “Enflasyonun %200’e
gelmesini engelledik” yalanını uyduran TCMB Başkan Yardımcısı Dr. Cevdet Akçay,
31 Mart’taki röportajında "Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye
genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım" dedi. Küresel finansın
çıkarlarını öncelemenin kamuflajı olan MB bağımsızlığını vurgulamak istiyor bir
teknokrat olduğu için. Peki 1 yıldır faiz indirirken “Sıkı para poitikasına
devam edeceğiz” diyen TCMB’nin Başkan Yardımcısı Dr. Akçay bu dediğini
gerçekten yaparsa, yani kamu harcarken faiz artırsa ne olur?
Eğer Hazine, istihdamı ve yatırımı tetikleyecek alanlara
harcarsa verimlilik ve ücretler artacağından borcu borçla çeviren Ponzi aktör
sayısı ve borç yükü azalır ve Akçay'ın istediği daralmanın olması için gereken
faiz daha yüksek olur. Fakat bankalar firmaların artan ücretleri ödemek ve
yetmeyen kapasitelerinden ötürü yeni makine almak için artan kredi taleplerini
faizi çok yükselterek düşürmektense görece daha düşük kar marjıyla daha çok
kredi vererek karlarını korumayı hedefleyeceklerinden kredi faizlerini çok
artırmayabilirler. Yani politika faizindeki artış kredi faizlerine Akçay'ın
istediği kadar yansımayabilir. Firmaların marjinal maliyet ve marjinal hasılat
hesaplayarak fiyatlama yaptıklarını ve faizin piyasada kredi talebi ve tasarruf
arzı ile belirlendiğini sanacak kadar gerçek dünyadan bihaber olan Dr. Akçay da
"Linkler kopmuş. Estimation'ın Türkçesi yok" diye ağlar.
İkinci durum, artan ücretlerin yerel ürünlere talepten
çok ithalat talebini artırması... Bu, hangi gelir grubunun gelirinin daha çok
arttığına bağlıdır. Kamudaki yatırım ve istihdam artışı ve tetiklediği özel
sektördeki ücret artışı, alt-gelir grubunun gelirini daha çok artırırsa ithalat
talebi kısıtlı düzeyde artacaktır. Orta-üst gelir grubunun geliri daha çok
artarsa ithalatta görece daha yüksek bir artış beklenebilir. Tüm ilişkilerin
yönünü tersine çeviren anaakım teoriye göre ithalat talebi döviz kurunu
artırır. Sanki her yıl futbolcuların transferleri için yapılan yüz milyonlarca
Euro'nun ödenmesi kurları artırıyormuş gibi... Oysa, ilişkinin yönü döviz
kurundan ticaret hacmine (ithalat ve ihracat miktarına) doğrudur ve döviz
kurunu belirleyen finansal akımlardır. Eğer dedikleri gibi olsaydı, kur
şoklarına karşı faiz artışına değil ithalata kota koyma yoluna gidilirdi.
Türkiye ve bankaları, ambargo veya TCMB’nin Fed’in swap kanalından dışlanmasına
sebep olan S-400 krizi gibi durumlarda uluslararası piyasalardan dışlanmadığı
sürece ithalat ödemeleri için Türk Lirası karşılığında döviz bulabilirler.
Politika faizindeki artış kredi faizlerine çok yansımasa
da tahvil faizlerine yansır. Bu durumda fiyatı düşen Türk tahvillerine (gelsin
diye faiz artışını yıllarca savunmuş anaakım iktisatçılarca bugünlerde carry
trade kazancı eleştirilen) yabancı ilgi gösterebilir. Kamu yatırımındaki
artışın tetiklediği büyüme ve artan kar beklentisi, yabancının borsaya da
ilgisini artırır. Bu ilgi, Dr. Akçay’ın yönettiği TCMB gelen dövizi rezervleri
toparlamak için piyasadan toplamazsa döviz kuruna aşağı yönlü baskı yapar.
Türkiye enflasyonu üzerinde en büyük etkiye sahip olan döviz kurundaki aşağı
yönlü baskı, Dr. Akçay’ın faizi daha yükseklere taşıma arzusunu da baskılar.
Kamu yatırımı ve istihdamının tetiklediği verimlilikteki artışın enflasyonu
baskılaması da faizi artırma bahanesini tekrar sönümlendirecektir.
Faiz artışıyla fiyatı düşen tahviller, daha önce ihraç
edilmiş tahvilleri elinde tutan bankaların karlarından yiyebilir fakat özel
sektördeki gelir artışı ve kredi talebi kredi faizindeki artistan büyük olursa,
banka karlarını daha çok azaltan ödenemeyen kredileri azaltır. Geçtiğimiz yıl
faiz artırılırken kemer sıkıldığı ve ücretler baskılandığı için tahvil
fiyatlarındaki düşüşün sebep olduğu kar düşmesine batık kredilerin sebep olduğu
zararlar eşlik etti. Enflasyon hedefinin yarısına bile yaklaşamamış TCMB’nin 1
yıldır faiz indirmesi, bu düşen banka karlarını toparlamak amacıylaydı.
Söylediğinin anlamlı olması için ya TCMB'nin Hazine'nin
ödemelerini yapmayı red etmesi gerekiyor (ki bu yasal olarak mümkün değil) ya
da bankaların likidite ihtiyacına eşlik etmemesi, yani repo ihalelerini
yapmaması ya da yaptığında ihtiyacın altında rezerv para arz etmesi gerekiyor.
Fakat bütçe açığı cari açığın üzerine çıkarsa bankaların likidite ihtiyacı
değil, likidite fazlası oluşur. Bu durumda sıkılaştırmanın pek bir anlamı
kalmaz. Ancak cari açık bütçe açığının üzerinde olursa, oluşan likidite ihtiyacını
MB'dan karşılayamayan bankalar birbirlerinden borçlanabilirler, mevduat
faizlerini artırabilirler ya da ellerindeki tahvilleri satabilirler. Bu durumda
artan likidite maliyetleri kredi faizlerine yansır ve kredi faizi yükselir. Son
1 ayda repo ihalelerinin askıya alınmasından ötürü olduğu gibi. Cari açığın
bütçe açığının üzerine çıkması için şimdiye kadar olduğu gibi ithalatın çok
artması ve yabancının gelmemesi/ az gelmesi gerekiyor. Bu da kamu verimli
alanlara harcarsa ve alt-gelir grubunun gelirini daha çok artırırsa ve artan
tahvil faizi ve yükselen borsa beklentisi oluşursa pek ihtimal dahilinde değil.
Peki Hazine, özel sektörde verimliliği ve istihdamı
tetiklemeyecek alanlara harcarsa ne olur? Şimdiye kadar ne olduysa o olur:
Hazine’nin harcamaları, rantiyerlerin ve AKP’ye yakın çevrelerin gelirini
artırır. O kamu sayeinde artan gelirlerini yükselen faizde
değerlendirebilirler.
Bu rantiyer kesimin yüksek gelirler düzeyinden kaynaklı
yüksek tasarruf eğiliminden ötürü artan gelirleri harcanmayacağından, harcansa
da ithal ürünlere gideceğinden, piyasada dolaşıma girmeyeceğinden dolayı, artan
faizlere maruz kalan özel sektörün, özellikle KOBİ’lerin borç yükü ve iflaslar
artar, kredi talebi düşer, firmalar ve hanehalkları borçlarını ödeme telaşına
düşerler, bankalar karlarındaki düşüşü telafi etmek için politika faizindeki
artışı kredi faizlerine daha çok yansıtabilirler. Kredi borcunun ödenmesi
parayı yok ettiğinden ve piyasada dönen likiditeyi azalttığından, özel sektörün
borç-gelir oranı ve borcunu borçla çeviren Ponzi aktör sayısı daha çok artar.
Özetle, enflasyonun talep kaynaklı olmadığını hala öğrenememiş
olan Dr. Akçay, Amedlilerin deyimiyle, ‘rüzgar yapıyor’...