5 Nisan 2026 Pazar

Dr. Cevdet Akçay dediğini yaparsa ne olur?

3 yıldır uyguladığı programın vaat ettiği 2026’da tek haneli enflasyon hedefini başaramayınca hesap vermektense “Enflasyonun %200’e gelmesini engelledik” yalanını uyduran TCMB Başkan Yardımcısı Dr. Cevdet Akçay, 31 Mart’taki röportajında "Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım" dedi. Küresel finansın çıkarlarını öncelemenin kamuflajı olan MB bağımsızlığını vurgulamak istiyor bir teknokrat olduğu için. Peki 1 yıldır faiz indirirken “Sıkı para poitikasına devam edeceğiz” diyen TCMB’nin Başkan Yardımcısı Dr. Akçay bu dediğini gerçekten yaparsa, yani kamu harcarken faiz artırsa ne olur?

Eğer Hazine, istihdamı ve yatırımı tetikleyecek alanlara harcarsa verimlilik ve ücretler artacağından borcu borçla çeviren Ponzi aktör sayısı ve borç yükü azalır ve Akçay'ın istediği daralmanın olması için gereken faiz daha yüksek olur. Fakat bankalar firmaların artan ücretleri ödemek ve yetmeyen kapasitelerinden ötürü yeni makine almak için artan kredi taleplerini faizi çok yükselterek düşürmektense görece daha düşük kar marjıyla daha çok kredi vererek karlarını korumayı hedefleyeceklerinden kredi faizlerini çok artırmayabilirler. Yani politika faizindeki artış kredi faizlerine Akçay'ın istediği kadar yansımayabilir. Firmaların marjinal maliyet ve marjinal hasılat hesaplayarak fiyatlama yaptıklarını ve faizin piyasada kredi talebi ve tasarruf arzı ile belirlendiğini sanacak kadar gerçek dünyadan bihaber olan Dr. Akçay da "Linkler kopmuş. Estimation'ın Türkçesi yok" diye ağlar.

İkinci durum, artan ücretlerin yerel ürünlere talepten çok ithalat talebini artırması... Bu, hangi gelir grubunun gelirinin daha çok arttığına bağlıdır. Kamudaki yatırım ve istihdam artışı ve tetiklediği özel sektördeki ücret artışı, alt-gelir grubunun gelirini daha çok artırırsa ithalat talebi kısıtlı düzeyde artacaktır. Orta-üst gelir grubunun geliri daha çok artarsa ithalatta görece daha yüksek bir artış beklenebilir. Tüm ilişkilerin yönünü tersine çeviren anaakım teoriye göre ithalat talebi döviz kurunu artırır. Sanki her yıl futbolcuların transferleri için yapılan yüz milyonlarca Euro'nun ödenmesi kurları artırıyormuş gibi... Oysa, ilişkinin yönü döviz kurundan ticaret hacmine (ithalat ve ihracat miktarına) doğrudur ve döviz kurunu belirleyen finansal akımlardır. Eğer dedikleri gibi olsaydı, kur şoklarına karşı faiz artışına değil ithalata kota koyma yoluna gidilirdi. Türkiye ve bankaları, ambargo veya TCMB’nin Fed’in swap kanalından dışlanmasına sebep olan S-400 krizi gibi durumlarda uluslararası piyasalardan dışlanmadığı sürece ithalat ödemeleri için Türk Lirası karşılığında döviz bulabilirler.

Politika faizindeki artış kredi faizlerine çok yansımasa da tahvil faizlerine yansır. Bu durumda fiyatı düşen Türk tahvillerine (gelsin diye faiz artışını yıllarca savunmuş anaakım iktisatçılarca bugünlerde carry trade kazancı eleştirilen) yabancı ilgi gösterebilir. Kamu yatırımındaki artışın tetiklediği büyüme ve artan kar beklentisi, yabancının borsaya da ilgisini artırır. Bu ilgi, Dr. Akçay’ın yönettiği TCMB gelen dövizi rezervleri toparlamak için piyasadan toplamazsa döviz kuruna aşağı yönlü baskı yapar. Türkiye enflasyonu üzerinde en büyük etkiye sahip olan döviz kurundaki aşağı yönlü baskı, Dr. Akçay’ın faizi daha yükseklere taşıma arzusunu da baskılar. Kamu yatırımı ve istihdamının tetiklediği verimlilikteki artışın enflasyonu baskılaması da faizi artırma bahanesini tekrar sönümlendirecektir.

Faiz artışıyla fiyatı düşen tahviller, daha önce ihraç edilmiş tahvilleri elinde tutan bankaların karlarından yiyebilir fakat özel sektördeki gelir artışı ve kredi talebi kredi faizindeki artistan büyük olursa, banka karlarını daha çok azaltan ödenemeyen kredileri azaltır. Geçtiğimiz yıl faiz artırılırken kemer sıkıldığı ve ücretler baskılandığı için tahvil fiyatlarındaki düşüşün sebep olduğu kar düşmesine batık kredilerin sebep olduğu zararlar eşlik etti. Enflasyon hedefinin yarısına bile yaklaşamamış TCMB’nin 1 yıldır faiz indirmesi, bu düşen banka karlarını toparlamak amacıylaydı.

Söylediğinin anlamlı olması için ya TCMB'nin Hazine'nin ödemelerini yapmayı red etmesi gerekiyor (ki bu yasal olarak mümkün değil) ya da bankaların likidite ihtiyacına eşlik etmemesi, yani repo ihalelerini yapmaması ya da yaptığında ihtiyacın altında rezerv para arz etmesi gerekiyor. Fakat bütçe açığı cari açığın üzerine çıkarsa bankaların likidite ihtiyacı değil, likidite fazlası oluşur. Bu durumda sıkılaştırmanın pek bir anlamı kalmaz. Ancak cari açık bütçe açığının üzerinde olursa, oluşan likidite ihtiyacını MB'dan karşılayamayan bankalar birbirlerinden borçlanabilirler, mevduat faizlerini artırabilirler ya da ellerindeki tahvilleri satabilirler. Bu durumda artan likidite maliyetleri kredi faizlerine yansır ve kredi faizi yükselir. Son 1 ayda repo ihalelerinin askıya alınmasından ötürü olduğu gibi. Cari açığın bütçe açığının üzerine çıkması için şimdiye kadar olduğu gibi ithalatın çok artması ve yabancının gelmemesi/ az gelmesi gerekiyor. Bu da kamu verimli alanlara harcarsa ve alt-gelir grubunun gelirini daha çok artırırsa ve artan tahvil faizi ve yükselen borsa beklentisi oluşursa pek ihtimal dahilinde değil.

Peki Hazine, özel sektörde verimliliği ve istihdamı tetiklemeyecek alanlara harcarsa ne olur? Şimdiye kadar ne olduysa o olur: Hazine’nin harcamaları, rantiyerlerin ve AKP’ye yakın çevrelerin gelirini artırır. O kamu sayeinde artan gelirlerini yükselen faizde değerlendirebilirler.

Bu rantiyer kesimin yüksek gelirler düzeyinden kaynaklı yüksek tasarruf eğiliminden ötürü artan gelirleri harcanmayacağından, harcansa da ithal ürünlere gideceğinden, piyasada dolaşıma girmeyeceğinden dolayı, artan faizlere maruz kalan özel sektörün, özellikle KOBİ’lerin borç yükü ve iflaslar artar, kredi talebi düşer, firmalar ve hanehalkları borçlarını ödeme telaşına düşerler, bankalar karlarındaki düşüşü telafi etmek için politika faizindeki artışı kredi faizlerine daha çok yansıtabilirler. Kredi borcunun ödenmesi parayı yok ettiğinden ve piyasada dönen likiditeyi azalttığından, özel sektörün borç-gelir oranı ve borcunu borçla çeviren Ponzi aktör sayısı daha çok artar.

Özetle, enflasyonun talep kaynaklı olmadığını hala öğrenememiş olan Dr. Akçay, Amedlilerin deyimiyle, ‘rüzgar yapıyor’...